Salihli’nin Cumhuriyet Mahallesi’nde bir sabah vakti, Gediz Nehri kıyısında yürüyüşe çıkan bir grup vatandaş, karşılaştıkları manzara karşısında nefeslerini tutmak zorunda kaldı. Su yüzeyinde yüzen ölü balıklar, çevrede yayılan kesif bir koku ve sessiz bir çığlık gibiydi. 28 Mayıs 2024 tarihi, Gediz Nehri’nin çehresinde kara bir leke olarak kayda geçti.
Gediz Nehri, Ege’nin en önemli su kaynaklarından biri olarak bilinir. Binlerce yıldır bu topraklara can veren, tarımı yeşerten, zengin ekosistemiyle yaşamları besleyen nehir, son yıllarda giderek artan bir tehdit altında. Tarım ve sanayinin yükünü taşıyan Gediz, artık eskisi gibi berrak değil; çamur renginde akıyor. Nehrin bu hali, Salihli halkını ve çevre dostlarını derin endişelere sürüklüyor.
Hani derler ya, “su akar, yolunu bulur” diye. Ancak Gediz, akarken yolunu değil, yeniden tanımlanmayı bekliyor. Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün olay yerine gelip numune alması, devletin meseleye el attığını gösteriyor olsa da, bu sadece buzdağının görünen kısmı. Sanayi atıkları, bilinçsiz tarım uygulamaları ve denetimsizlik birleştiğinde, ortaya çıkan şey ekosistemdeki bu büyük hasar oluyor.
Zeytin ağaçları altında sohbet eden çiftçiler, gün boyu çalışmanın ardından akşam vakti nehrin kenarında serinlerken, balıkların ölümü üzerine konuşmaya başlıyorlar. Geçen kış, yağışların az olması nedeniyle nehrin debisinin düştüğünü hatırlıyorlar. “Su azaldıkça zehir yoğunlaşır” diyor biri, diğerleri başını sallıyor. Nehirden alınan numunelerin sonuçları henüz açıklanmadı ama herkes bilincinde; suyun soğukluğu kadar yavaşça sinsice akıyor sorunlar.
Gediz Nehri’nin durumu, yerel yöneticilerin dikkatine sunulmuşken, tarım arazilerinde kullanılan kimyasallar ve sanayi atıkları konusundaki denetimsizlik sorunların temelini oluşturuyor. Nehrin kenarındaki incir ağaçları, suların altında bıraktığı tortularla besleniyor; bu döngü zehrin de döngüsü oluyor belki de.
Nehrin kıyısında yaşan bu insanlar, suskun suyun hikâyesini en iyi bilenlerden. “Gece ansızın sesler kesildi, balıklar yukarı çıktı” diyen 65 yaşındaki Ali Bey, çocukluğunda suyun ne kadar temiz ve berrak olduğunu anlatırken, gözlerdeki melankoliyi hissetmemek imkânsız. “Eskiden nehrin sesi bize ninni gibi gelirdi” diyor. Şimdi ise bu ses, sadece acı bir yankı.
Gediz Nehri’ni kurtarmak için ne yapılması gerektiği konusunda çaba sarf edilmesi şart. Ancak bu görev sadece resmi kurumların değil, burada yaşayan herkesin sorumluluğunda. Hayatın tohumu bu nehirde, onun akışına gösterilecek özen, geleceğimizi şekillendirecek.
Bu nehir, suskunluğuyla bizlere çok şey anlatıyor. Toplu balık ölümleri, sadece Gediz Nehri’nin değil, tüm ekosistemin çığlığı olabilir mi? Çözüm için harekete geçmezsek, elimizdeki her damla suya hasret kalabiliriz. Gediz, suskun ama hepimizi düşündürmeli: Sessizliğin bedelini ödemeyi göze alabilir miyiz?
— Pelin Ergene · Köşe yazarı

Yorum Yap