Bundan yıllar önce, rahmetli dedem anlatırdı. Kuraklık geldiğinde, karanlıkta kalmış ağaçları suya kavuşturmak için nasıl seferber olduklarını. O zamanlar, suyun kıymeti daha iyi bilinirdi.
Bugün Akhisar’ın Hacıosmanlar ve Yayakırıldık mahallelerindeyiz. Zeytinlikler, bu toprakların göz bebeği. Ağaçların gölgesinde oturup serinlemek bile başka bir huzur. Ama şimdilerde, o gölge bile derman değil.
22 sulama kuyusu tamamen kurudu, diyorlar. Çiftçinin derdi büyük. Dahası, bu yalnızca su sıkıntısıyla sınırlı değil. Zeytinlerin kaderi, bu kuyuların suyuna bağlı.
Zeytin üreticileri, her yıl sezonda dört gözle beklerler hep. “Bu yıl nasıl olacak?” diye sorarlar kendi kendilerine. Ama işte bu yıl, su kesildi mi her şey kesilir. Zeytin dalında kalır, çuvala girmez.
Hacıosmanlar’da bir üretici anlatıyor: “Önceden suyumuz boldu. Şimdi bakıyoruz, kuyunun dibi görünüyor.” Bir metreküp su, altın değerinde artık. Altın değerinde ama, altın gibi satılmıyor ne yazık ki.
Mahallede her köşede aynı dert, aynı ses: “Ne yapacağız?” Çözüm var mı? Yok. Çare? Aranıyor…
Zeytin, bu memleketin canı ciğeri. Ancak su sıkıntısı, sadece zeytini değil, toprağın tüm bereketini tehdit ediyor. Bir zamanlar “zeytin yağı, altın gibi parlıyor” derlerdi. Şimdi ise, zeytin dalında kalıyor, kuruyor…
Bu kuraklık, yalnızca Akhisar’ın değil, tüm Ege’nin meselesi. Artık, doğanın dengesi değişti. Yağmur beklesen, gelmiyor. Su tasarrufu desek, ayakta kalmanın yolu o.
Zeytin likörü, zeytin sabunu, zeytin yağı. Hepimizin evinde bir yeri var zeytinin. Ama onun da suya ihtiyacı var. Su olmadan, bu nimetler de kaybolup gidecek.
Yetkililer ne yapıyor diye sorarsanız, projeler, planlar… Ama çiftçi, günlük hayatında sudan yoksun. O zaman projeler kâğıt üzerinde kalır, gerçek hayatta değil.
Bir eski İstanbullu dostum dedi ki: “Eskiden İstanbul’da Boğaz’dan su çekerdik. Herkes birbirine yardım ederdi.” İşte bugün de Akhisar’da, o dayanışmanın zamanı.
Çözüm, dayanışmada. Birbirimize destek olmakta. Komşusunun kuyusu kuruyana el vermekte. Çiftçinin sesi duyulmazsa, toprağın sesi de duyulmaz.
Kimi der ki: “El birliğiyle çözülür.” Doğrudur. Bu sorunun çözümü, yalnız projelerde değil, kalpten gelen bir el uzatmada.
Sonuçta, kuyu kuruduğunda, üretici ne yapsın? Toprağına, ağacına nasıl baksın? Ege’nin bu sıcak yazında, çözüm ancak bir araya geldiğimizde…
Gün gelir, kuruyan kuyular gibi dertler de akar gider. Ama o gün gelene dek, birlik olmalıyız. “Ağacı olanın kıymeti bilinir” derlerdi eskiler. İşte şimdi, o sözün değeri daha iyi anlaşılıyor.
Toynak sesleriyle yankılanan topraklar, tekrar bereketlenecek elbet. Ama o güne kadar, suyun da, toprağın da bunca kıymetini bilelim.
— Yalçın Özatay · Köşe yazarı

Yorum Yap