Yaz sıcakları, Manisa’nın bağrını yakarken, Spil Dağı eteklerinde bir başka ateş daha yanıyor; hem de gerçek anlamda! Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen, çocukluğumun haylaz yazlarında bisikletle dolandığım bu diyarlar, şimdi her an alev alacak gibi.
Geçen hafta cumartesi günü, termometre 41°C’yi gösterdiğinde, itfaiyenin siren sesleri yankılandı Spil’in eteklerinde. “Yine mi?” dedik, “Gene anız yangını mı?” Vallahi biz buralarda alıştık artık bu tip haberlere, ama alışamayacağımız bir şey varsa o da doğanın bu ateşle dansı.
Mesele sadece tarla sahiplerinin anız yakması değil elbet. Bu işin içinde bir parça da kaderin cilvesi var. Rüzgar esti mi, alev bir sağa, bir sola savruluyor. İtfaiye ekipleri de kollarını sıvamış; gece gündüz nöbette. E, bize de dua etmek düşüyor, umarız ki yangınlar daha fazla büyümeden kontrol altına alınır.
İşte tam bu noktada, ilginç bir karakter beliriyor sahnede: Mahmut Amca. Mahmut Amca, yetmişine merdiven dayamış, eski bir ormancı. Spil’in her taşını, her ağacını avucunun içi gibi bilir. Geçenlerde kahvede denk geldik, bir çay ikram ettim ki dilinden dökülenler, dinledikçe içimi burktu. “Bilmez misiniz oğlum,” dedi, “Bu dağ kaç yangın gördü. Biz ormanın dilini anlamayız çoğu zaman. Her duman, ormanın feryadı, her kıvılcım bir çığlık.”
Mahmut Amca’nın gözleri, sanki zaman makinesi gibiydi. Geçmişin yangınlarını izliyor, hafızasında yeniden canlandırıyor gibiydi. “Bazen,” dedi, “gece vakti dağa tırmanırım, yıldızları izlerim. Anızdan yükselen duman, yıldızlarla dans eder. Ama o dans, size eğlence gibi görünse de, doğanın çığlığıdır aslında.”
Yaz günleri uzun, geceleri ise yıldızların altında başka türlü uzun. Gençlik zamanlarında gece yarısı bisikletle çıktığımız Spil yollarında şimdi çıkan dumanları izlemek, yüreğimi parçalıyor. Anız yakmanın kontrolsüz sonuçları bir yana, bu yangınların doğanın dengesi üzerinde oynadığı oyunlar da azımsanacak gibi değil.
İtfaiye ekipleri, orman korucuları, gönüllü gençler… Herkes bu yangınlara karşı mücadele içinde. Ama asıl marifet, yangını çıkmadan engellemekte. Mahmut Amca’nın dedikleri zihnimde yankılanıyor: “Her şey önce insanın kafasında başlar. Doğa da bir emanet. Ona sahip çıkacak olan da yine bizleriz.”
Umarım bu yaz günlerini, anız yangınları değil de huzurlu bir doğa manzarası ile kapatabiliriz. Zira her bir ağaç, her bir çalı, geleceğimizin bir parçası. Bu yaz, Manisa’nın bağrında yanmakta olan ateş, umarım ki hepimizin yüreğinde doğaya karşı daha da güçlü bir sevgi ateşi yakar.
Spil Dağı’nın alevlere karşı gösterdiği direniş, bize birçok şeyi hatırlatıyor. Doğanın gücünü, kırılganlığını ve ona duyduğumuz ihtiyacı… Bu yaz, belki bizler de doğanın bu çığlığına daha fazla kulak veririz. Kim bilir, belki bu çığlığın içinden yeni bir umut filizlenir.
— Halil Bostancı · Köşe yazarı

Yorum Yap