İzmir, 1999’dan bu yana CHP’ye kesintisiz destek veriyor. Ahmet Piriştina ile başlayan bu sadakat zinciri, Aziz Kocaoğlu ve ardından Tunç Soyer ile devam etti. Son yıllarda Cemil Tugay’ın Karşıyaka Belediye Başkanlığı görevine gelmesiyle bu vefa bağının devamı sağlandı. Ancak, İzmir halkının bu koşulsuz desteğinin karşılığı sorgulanmalı. CHP’nin İzmir’e sunduğu belediyecilik hizmetleri, bu sadakatin hakkını verecek düzeyde mi?
Belediyecilik performansı, İzmir’de eleştirilerin odağında. 2020 Bayraklı depremi sonrası kentsel dönüşümün yavaş ilerlemesi, halkın güvenliğini tehlikeye atıyor. Bayraklı’da hâlâ dönüşüm bekleyen yapılar var. Konak metrosu projesinin sürekli gecikmelerle karşılaşması, yıllardır süren bir problem. Karşıyaka tramvay seferlerinde yaşanan aksamalar, vatandaşların günlük hayatını zorlaştırıyor. Bostanlı ve Karşıyaka sahillerinde ise bakım eksiklikleri dikkat çekiyor. Tüm bu sorunlar, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin daha etkin bir yönetim sergilemesi gerektiğini gösteriyor.
Su ve ulaşım konularında ise sorunlar derinleşiyor. 2023 Haziran ayında İZSU’nun damacana suya yaptığı zam, hane halkını ekonomik açıdan zorluyor. İZSU sayaç krizi, su tüketiminde belirsizlik yaratırken, ESHOT’un sefer iptalleri, toplu taşımada ciddi aksamalar yaşanmasına neden oluyor. Bu problemlerin çözümü için belediyeye iletilen şikayet kanalları etkili çözümler üretemiyor. Şikayetlerin nereye iletildiği ve nasıl değerlendirildiği belirsizliğini koruyor.
Özgür Özel, CHP’nin yeni genel başkanı olarak İzmir’de mitingler düzenliyor ancak kentteki belediye performansını denetlemek gibi bir yaklaşımı yok. Cemil Tugay’a yönelik herhangi bir parti içi hesap sorma mekanizması işler durumda mı? Yoksa CHP, İzmir’de “her şey yolunda, oylar zaten geliyor” anlayışı ile mi hareket ediyor? Parti içindeki bu denetimsizlik, CHP’nin İzmir’deki etkinliğini ve halkın güvenini zedeleyebilir.
Cemil Tugay’ın Karşıyaka Belediye Başkanlığı’na aday olarak belirlenme süreci de tartışma konusu. Önseçim yapılmadan, adayın nasıl belirlendiği merak konusu. Bu kararın parti tabanına sorulmadan, Ankara’dan ya da parti merkezinden mi geldiği belirsiz. İzmirli seçmen, bu tür karar süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmak istiyor.
CHP’nin İzmir’i sadece bir “oy deposu” olarak gördüğü eleştirisi de dillendiriliyor. Genel seçimler öncesi miting alanı olarak kullanılan şehir, sonrasında belediyecilik hizmetleri açısından ihmal ediliyor. Bu modelin sürdürülebilirliği tartışmalı. İzmir, sadece seçimler öncesinde hatırlanan bir şehir olmaktan çıkmalı.
İzmirli seçmenin önünde farklı tercih seçenekleri var. Parti içi muhalefeti artırmak, alternatif adaylar talep etmek ve oy verme kararını daha bilinçli ve koşula bağlayarak almak önemli adımlar olabilir. İzmir’de CHP’ye verilen desteğin, yalnızca vefa duygusuyla değil, somut belediyecilik performansı ile de hak edilmesi gerekiyor. İzmir’in geleceği, ancak bu bilinçli yaklaşımla daha sağlam temellere oturabilir. Seçmenlerin, şehri ve yaşam kalitesini merkeze alarak taleplerini daha net ve güçlü bir şekilde dile getirmesi şart.
— Tarık Demirtaş · Köşe yazısı

Yorum Yap