Bir cumartesi sabahı, Spil Dağı’nın eteklerinde toplanan 150 gönüllünün şarkısını duyuyorduk. Gözlerimizle değil, ruhumuzla görüyorduk. Çöp torbaları taşıyan bu gönüllüler, doğanın kalbinde yankılanan bir ses gibiydiler. Her bir adımları, her bir el hareketi doğanın sesine ekleniyor, kuşların cıvıltılarına karışıyordu.
Spil Dağı Milli Parkı, uzun yıllardır Ege’nin yeşil tacı. Fakat bu yemyeşil cennet, modern yaşamın acımasız gerçekleriyle karşı karşıya. Plastik şişeler, izmaritler ve diğer atıklar, hem doğayı hem de vicdanlarımızı kirletiyor. Gönüllülerin geliştirdiği bu temizlik hareketi, sadece çöp toplamakla kalmıyor; aynı zamanda bir uyanış çağrısı yapıyordu.
Manisa Doğa Gönüllüleri Derneği’nin organize ettiği bu etkinlik, gönüllü ruhların bir araya gelme gücünü gösteriyordu. İşin ironik yanı ise, bu kadar çöpü toplamak zorunda kalan insanların aslında bunun sebebi olmamalarıydı. Doğayı kirletenler başka, temizleyenler başka. Toplumsal bir paradoks değil mi?
Gönüllüler, gözlerini bir kez bile kırpmadan çalışıyorlardı. Onların bu kararlılığı, bir toplumun doğaya olan borcunu gösteriyordu. Çocuklar, büyüklerin ellerinden tutuyor, yaşlılar gençlere deneyimlerini aktarıyordu. Bu sadece bir temizlik çalışması değil, aynı zamanda nesiller arası bir bağın da güçlendiği bir etkinlikti.
Bir topluluk, doğaya ne kadar borçlu olabilir? Belki de en çok sormamız gereken soru bu. Doğa bizden ne bekliyor? Temizlik mi, yoksa bizden daha fazlasını mı istiyor? Bu gönüllüler, doğanın sadece bir parçası değil, aynı zamanda onun koruyucularıydılar. Spil Dağı’nın eteklerinde yankılanan bu adımlar, gelecek nesiller için bir miras bırakıyordu.
Doğa için el ele veren bu gönüllüler, bize bir ders veriyordu: Doğanın sesi olmak, sadece çöp toplamakla değil, ona kulak verip onu korumakla başlar. Ege’nin bu güzel köşesindeki insanlar, bu mesajı tüm dünyaya duyuruyordu. Peki, biz bu mesajı duyuyor muyuz? Yoksa hala plastik şişelerin ardından mı yürüyoruz?
— Tarık Demirtaş · Köşe yazarı

Yorum Yap