İzmir’in bereketli topraklarında, sabahın erken saatlerinde güneş kavrulmaya başlamadan önce tarlada çalışmak adettendir. Ancak bu yıl, güneşin yakıcı yüzü daha erken gün yüzüne çıktı. Yaz daha başlamadan, termometreler tarla başında 40 dereceleri gösteriyor.
İzmir’deki bu ani sıcaklık artışı, sadece çiftçileri değil, bölgedeki tüm tarım sektörünü tehdit eder hale geldi. Sıcak hava dalgaları, bir yandan ürünlerin olgunlaşma sürecini hızlandırırken, diğer yandan uzun vadede verimliliği ve kaliteyi düşürüyor. Geçtiğimiz günlerde yapılan bir araştırmaya göre, bu sıcaklıkların devam etmesi halinde, İzmir’deki üzüm ve zeytin üretiminin ciddi zarar göreceği ifade ediliyor.
Çevre mühendisliği eğitimim sırasında öğrendiğim bir şey varsa, o da doğanın dengeyi kurmayı bildiğidir. Ancak iklim değişikliği, bu doğal dengeyi alt üst ediyor. Küresel ısınmanın etkileri, İzmir gibi tarım odaklı bölgelerde daha belirgin hissediliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı araştırmalar, son 10 yılda Ege bölgesinde ortalama sıcaklıkların 1,5 derece arttığını ortaya koyuyor.
Bu sıcaklık artışları, sulama ihtiyaçlarını da artırırken, su kaynakları üzerindeki baskıyı da katlıyor. Üreticiler, suyu daha verimli kullanmaya çalışsa da, kaynakların tükenmesi tehdidi kapıda bekliyor. “Doğa Derneği” tarafından yayımlanan bir raporda, Gediz Havzası’nda su seviyesinin geçen yıla göre %20 azaldığı kaydedildi. Çiftçi Murat Amca, “Eskiden bu kadar sıcak olmazdı. Şimdi tarlamızı sulamak zorunda kaldığımız gün sayısı iki katına çıktı. Suya yetişemiyoruz” diyor.
Çiftçiler bir yandan ürünlerinin yanmasını engellemeye çalışırken, diğer yandan da maliyetlerin artışıyla mücadele ediyor. Artan elektrik ve su maliyetleri, küçük çaplı üreticileri iyice zorluyor. Yerel yönetimlerse, bu konuda kalıcı çözümler üretmek yerine, kısa vadeli desteklerle durumu idare etmeye çalışıyor. Ne yazık ki bu politikalar, tarımın sürdürülebilirliğini garanti altına almaktan oldukça uzak.
Gelecekte neler olacağını kestirmek zor değil. İklim değişikliğine uyum sağlayamayan tarım sektöründe, ürün çeşitliliği ve bolluğu azalırken, gıdalardaki kalite de düşecek. Sonuç? Tüketici fiyatlarında artış, market raflarındaki ürünlerde azalma ve bunun doğal sonucu olarak daha da derinleşen sosyal ve ekonomik sıkıntılar.
Bu noktada, İzmir tarımının geleceği için ne yapılmalı? Öncelikle, iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik uzun vadeli politikalar geliştirilmesi şart. Tarım sektörü, yenilikçi sulama teknikleri ve su tasarrufu sağlanarak desteklenmeli. Yerel yönetimler ve tarım birlikleri, çiftçileri bu konuda bilinçlendirmeli ve teşvik etmeli.
Sonuç olarak, İzmir’deki sıcaklık artışı sadece bir başlangıç. Doğal dengeyi bozmaya devam edersek, bunun bedelini sadece çiftçiler değil, hepimiz ödeyeceğiz. Doğa adına harekete geçmeli ve sürdürülebilir bir gelecek için gerekli adımları atmalıyız. Aksi takdirde, kuruyan topraklar sadece çiftçilerin değil, toplumun da umutlarını söndürecek.
— Pelin Ergene · Köşe yazarı

Yorum Yap