Babama sordum bir gün çocukken, “Madencilik zor mu?” diye. Hiç unutmuyorum, elini kömür karasına bulamış gibiydi o an, “Zor oğlum, ekmek aslanın ağzında değil, kömürün karasında!” dedi.
Ve bugün Soma’da, madenciler yaşanan değişiklikle yine kömür karası dertlerin ortasında.
1 Haziran’da hayata geçirilen üçlü vardiya sistemi, Soma’nın 4 bin madencisini doğrudan etkiliyor. Sendikalar alarmda, işçiler huzursuz. Peki neden?
Soma’nın kalbi madende atar. Çocuklar, babalarının eve dönüşünü beklerken, anneler bir yandan yemek hazırlar, diğer yandan yürekleri biraz huzursuz… Şimdi ise bu yeni sistemle, bu bekleyişler daha uzun, daha yorucu.
Üç vardiya sisteminin amacı belki de üretimi artırmak. Ancak bu, madencinin hayatını daha da zorlaştırıyor. Eski sistemde, madenciler iki vardiya yapıyordu. Çalışma saatleri belliydi. Şimdi ise ne zaman çalışacaklar, ne zaman dinlenecekler, muamma.
Soma’nın sıcağında, kömür ocağının derinliğindeki sıcaklık bambaşka. İşçilerin bir kısmı bu yeni sistemle ilgili endişelerini dile getirdi. “Vücut saatimize uygun değil, zorlanıyoruz,” dediler.
Türkiye Maden İşçileri Sendikası da bu sürecin peşinde. Onların talepleri net: İşçilerin sağlığı ve güvenliği ön planda olmalı. Ama kimin umurunda? Sermayenin gözü daha fazla üretimde.
Soma faciasını unutmamız mümkün mü? 2014’te yaşanan o kara gün, Soma’nın ve Türkiye’nin hafızasından silinmeyecek. O günden bu yana madencilerin koşulları ne kadar iyileşti, sorgulamak lazım.
Üstelik yeni vardiya düzeniyle aile yaşamları da alt üst oluyor. Babasını gece yarısı bekleyen bir çocuğun gözündeki endişeyi kimse göremiyor mu?
Kimi madenci arkadaşlarının dile getirdiği bir başka sorun ise bu sistemin uzun vadede sağlığı tehdit etmesi. Uyku düzeni bozulduğunda, vücudun direnci düşer. Bu kömür tozu ve karanlıkla birleşince, sonuçları tahmin etmek zor değil.
Üç vardiya, üç dert. İşin dert kısmı bir yana, madencilerin haklarını korumak için mücadele eden sendikaların da işi zor. Onların da en büyük derdi, işçilerin sesi olmak.
Mücadele devam ediyor. Soma’daki madenciler de üzerlerine düşeni yapıyor. Onların tek istediği, emeklerinin karşılığını almak ve insanca yaşamak.
Bu yeni düzenleme, madencilerin hayatını daha da zorlaştırmaktan başka bir işe yaramayacak gibi. “Bu kadar emek, bu kadar çile, nereye kadar?” diye sormak, bizim görevimiz.
Çetin Altan, “Bir inatçının mezarı başında acemilik” derdi. Biz de madencilerin başını dik, sırtını sağlam tutmak zorundayız. Onların çilesi, bizim utancımız.
Deyim yerindeyse, “Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde gelmez.” İşte bu yüzden, Soma’daki madencilerin dertlerini gündemde tutmak zorundayız.
Gün gelir, madenciler de rahat yüzü görür. Ama bugünden mücadele etmek lazım ki, yarınların temeli sağlam olsun.
— Yalçın Özatay · Köşe yazarı

Yorum Yap