Soma’nın ısınan toprakları, güneşin altında altın gibi parlıyor; fakat bu parıltının altında yatan gerçekler, karanlık ve unutulmuş. Temmuz ayının kavurucu sıcakları, Soma kömür madenlerinde ter döken işçilerin üzerine bir kabus gibi çöküyor. Günde yaklaşık 35 dereceyi aşan sıcaklıklar, 7 bini aşkın işçi için yeni bir tehlike anlamına geliyor.
Bu madenler, Soma’da yıllardır hem yaşamın hem de ölümün kesiştiği bir nokta olmuştur. Tarih sayfalarına kara bir leke olarak geçen 2014 Soma faciası, bölge halkının hafızasında derin bir yara açtı. O günden bu yana işçi güvenliği konularında atılan adımların yetersizliği, bugünlerde tekrar gün yüzüne çıkıyor. Yerel sendikacılar ve TMMOB temsilcileri, işçi sağlığı ve güvenliği konularında bir kez daha seslerini yükseltiyor.
Soma’nın sıcak hava koşulları altında nefes almaya çalışan madenciler için koşullar her geçen gün daha da zorlaşıyor. Madende çalışma, fiziksel dayanıklılık gerektiren bir meslek. Ancak sıcaklıkların artması, işçilerin sağlığını riske atıyor. Aşırı sıcaklar, sadece fiziksel yorgunluğu artırmakla kalmıyor, aynı zamanda ısı kaynaklı hastalıklara da kapı aralıyor.
İşçilerin yaşamı, yer altındaki bu zorlu koşullarda her gün adeta bir kumar. Sendikalar, işverenlerin güvenlik önlemlerini artırması yönünde sürekli çağrılarda bulunuyor. Ancak bu çağrılar, çoğu zaman duymazdan geliniyor. Daha fazla maddi kazanç peşinde koşanları mı yoksa işçinin hayatını hiçe sayanları mı suçlamak gerekir? İşte bu, Soma’nın soğuk ve karanlık galerilerinde yankılanan bir soru.
Soma’da yaşayan insanlar, ellerinde avuçlarında ne varsa bu kömür madenlerine vermiş insanlar. Kimisi babasının, kimisi dedesinin izinden gidiyor; kimisi ise geleceğe dair umutlarını bu toprakların derinliklerinde arıyor. Ancak her gün işe giden işçilerin akıllarında tek bir soru var: ‘Bugün eve sağ salim dönebilecek miyim?’
Küçük bir çocuğun gözü yaşlı bekleyişi ya da eşinin gözlerindeki endişe, bu insanların günlük hayatının bir parçası. Her gün madene gidip gelen işçiler, sadece ailelerinin geçimini sağlamak için değil, aynı zamanda bu endişelerle başa çıkmak için de çaba sarf ediyorlar.
Sıcak yaz aylarında, işçilerin can güvenliği konusunda daha fazla pahasına göz yummayı göze almak, bu işçilerin hayatını tehlikeye atmak demektir. İşverenlerin, işçilerin güvenliği için daha ciddi adımlar atmaları ve bu konulara yönelik önlemleri geciktirmemeleri gerekiyor. Peki, bu sıcak yaz günlerinde, Soma’nın derinliklerinde yankılanan işçi çığlıkları ne zaman duyulacak? Lütfen, bu soruya kulak verelim. Çünkü bu sorunun cevabı, sadece Soma’nın değil, tüm Türkiye’nin vicdanında yankı bulacak.
— Tarık Demirtaş · Köşe yazarı
Yorum Yap